E-ISSN 2602-4837
The Turkish Journal of Ear Nose and Throat - Tr-ENT: 27 (4)
Volume: 27  Issue: 4 - 2017
ORIGINAL ARTICLE
1.Can yoga cause benign paroxysmal positional vertigo?
İlker Koçak, Ozan Gökler, Esra Aydoğan, Işıl Karanfil, Ömer Faruk Ünal
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.22844  Pages 159 - 163
AMAÇ: Bu çalışmada benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) ile yoga arasındaki ilişki araştırıldı.
YÖNTEMLER: Bu çalışmada iki grup karşılaştırıldı; grup 1 düzenli aralıklarla yoga yapan gönüllü grubu (38 kadın, 16 erkek; ort. yaş 32.3 yıl; dağılım 23-50 yıl) ve grup 2 gönüllü kontrol grubu (29 kadın, 25 erkek; ort. yaş 34.6 yıl; dağılım 21-46 yıl). Tüm katılımcılara posterior semisirküler kanal BPPV tanısı için komple odyovestibüler testlerle birlikte Dix-Hallpike manevrası ve lateral semisirküler kanal BPPV tanısı için Roll manevrası yapıldı. Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanısı konulan katılımcılar, etkilenen semisirküler kanala göre Epley veya Lempert manevrası ile tedavi edildi.
BULGULAR: Benign paroksismal pozisyonel vertigo kontrol grubunda bir katılımcıda (%1.9) saptanırken, yoga grubunda sekiz katılımcıda (%14.8) saptandı. Bu sekiz BPPV hastasının yedisinde posterior kanal tutulumu, birinde ise lateral semisirküler kanal tutulumu izlendi. Yoga yapan grupta BPPV görülme olasılığı kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.031). Yoga yapma yılı ile BPPV gelişme riski arasında ilişki yokken (p>0.05), haftalık yoga yapma süresi ile BPPV gelişme riski arasında doğru orantılı ilişki saptandı (p=0.009).
SONUÇ: Yoga ile BPPV arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Dolayısıyla yoga yapmak BPPV için bir risk faktörü olabilir.
OBJECTIVE: This study aims to investigate any correlation between benign paroxysmal positional vertigo (BPPV) and yoga.
METHODS: Two groups were compared in the study: group 1 consisting of volunteers who performed yoga at regular intervals (38 females, 16 males; mean age 32.3 years; range 23 to 50 years) and group 2 as the control group (29 females, 25 males; mean age 34.6 years; range 21 to 46 years). All participants have undergone complete audio-vestibular tests and received Dix-Hallpike maneuver for the diagnosis of posterior semicircular canal BPPV and Roll maneuver for the diagnosis of lateral semicircular canal BPPV. The participants with the definitive diagnosis of BPPV were treated with Epley or Lempert maneuver, according to the affected semicircular canal.
RESULTS: Benign paroxysmal positional vertigo was diagnosed in one participant in the control group (1.9%) while it was seen in eight participants in the yoga group (14.8%). We observed the posterior canal to be affected in seven out of eight BPPV patients and lateral semicircular canal was affected in the remaining one patient. We found the prevalence of BPPV to be significantly higher in the yoga group compared to the control group (p=0.031). Although there is no correlation observed between the years of yoga performance and development of BPPV (p>0.05), a positive correlation is found between weekly practice hours of yoga and development of BPPV (p=0.009).
CONCLUSION: There is a statistically significant correlation between BPPV and yoga. Therefore, performing yoga might be a risk factor for BPPV.

2.Top 100 cited articles in Meniere’s disease research
Seyit Mehmet Ceylan
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.23326  Pages 164 - 172
AMAÇ: Bu bibliyometrik çalışmada, Meniere hastalığının araştırılmasında en çok alıntı yapılan 100 makale analiz edildi.
YÖNTEMLER: Çalışma verileri Web of Science (WOS) portalında bir arama yapılarak elde edildi. Çalışma, “Science Citation Index Expanded” dizininde belirtilen dergileri içermekteydi. “WOS temel araştırma” alanına Meniere hastalığı yazılıp başlıkta tüm yıllar seçeneği seçildi. Daha sonra, kaç kez alıntı yapıldığı en yüksekten en düşüğe sıralandı. Analiz, çıkan sonuçların en çok alıntı yapılan 100 makalenin işaretli listeye eklenmesiyle gerçekleştirildi.
BULGULAR: En çok alıntı yapılan iki makale Japonya Nagoya Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi tarafından yayınlanmış olup sırasıyla 174 ve 172 alıntıya sahipti. Bu iki makaleyi takip eden makalenin alıntı sayısı ise 128 idi. En fazla sayıda alıntı yapılan ilk 100 makalenin toplam 4.867 kez alıntılandığı görüldü. En iyi 100 makalenin 31 etkili dergide yayınlandığı ve Laryngoscope’un 18 makaleyle ilk sırada yer aldığı görüldü. Bu makalelerin 96’sı orijinal olup, dördü derlemeydi. En çok alıntı yapılan 100 makaleden 49’u Amerika Birleşik Devletleri’ne aitti.
SONUÇ: Yüksek alıntı yapılan Meniere hastalığı başlıklı makalelerin analizi, bu hastalığın tedavisindeki ilerlemenin tanınmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda Meniere hastalığı çalışmalarının tarihsel açıdan gelişimini göstermektedir.
OBJECTIVE: This bibliometric analysis aims to analyze the top 100 cited articles that contributed to the investigation of the Meniere’s disease.
METHODS: Study data were obtained by performing a search on the Web of Science (WOS). The study includes the indexed journals in the index of “Science Citation Index Expanded”. Meniere’s disease was written in the “WOS basic research” field, and all years option was selected in the title setting. Afterwards, “times cited” was ranked from the highest to the lowest. The analysis was carried out by adding the results to the top 100 cited articles in the marked list.
RESULTS: The two most frequently cited articles published by Japan Nagoya University and Harvard University had 174 and 172 citations, respectively. The number of citations for the article that followed these two articles was 128. It was seen that the first 100 articles that had the highest number of citations were cited 4,867 times in total. The top 100 articles were published in a total of 31 high-impact journals, where Laryngoscope held in the first place with 18 articles. Ninety-six of those articles were original articles and four of them were reviews. Of the 100 most cited articles, 49 were from the United States.
CONCLUSION: The analysis of articles having high citations with the title of Meniere’s disease will allow the recognition of progress of treatment of this disease. It also provides a historical perspective for the development of the Meniere’s disease studies.

3.Diagnostic characteristics of geriatric patients admitted to an otorhinolaryngology clinic
Talih Özdaş, Selda Kargın Kaytez, Gülin Gökçen Kesici
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.78889  Pages 173 - 178
AMAÇ: Bu çalışmada geriatrik hastaların kulak burun boğaz tanıları yaş, cinsiyet ve başvurulan mevsim özelikleri açısından araştırıldı.
YÖNTEMLER: Ocak 2012 ve Haziran 2014 tarihleri arasında Kulak Burun Boğaz kliniğimize başvuran toplam 2,938 geriatrik hasta çalışmaya alındı. Hasta dosyalarındaki tanıları retrospektif olarak incelendi ve yaş, cinsiyet ve başvurdukları mevsimlere göre dağılımları incelendi. Tanılar ile diğer özellikler arasındaki ilişkiler analiz edildi.
BULGULAR: 2.938 hastanın, 1.516’sı kadın (ort. yaş 73.1±7.0 yıl) ve 1.422’si erkek (ort. yaş 72.4±6.61 yıl) (dağılım tüm hatalar için, 65-102 yıl) idi. Tıkayıcı kulak kiri, erkeklerde daha sık iken, baş dönmesinin kadınlarda daha sık olduğu görüldü. Hastaları 75 yaş ve altı (%67.2) ve 75 yaş üstü (%32.8) olarak karşılaştırdığımızda; enfeksiyon (p<0.001), baş dönmesi (p=0.011) ve ağrı (p=0.017), kulak çınlaması (p<0.001) 75 yaş ve altı hastalarda daha sık gözlendi. İşitme kaybı (p<0.001) ve kulak kiri (p=0.014) 75 yaş üstü hastalarda daha sık olduğu gözlendi. Diğer hastalıklar açısından yaş grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Enfeksiyon hastalıklar için hastaların bulaşıcı hastalıkların daha yaygın olduğu kış (%33) ve ilkbaharda (%31) başvurdukları izlendi (her biri p<0.001). Tıkayıcı kulak kirinin daha çok ilkbahar ve yaz (p<0.001), rinitin (p<0.001) ve işitme kaybının (p<0.001) ise daha sık kış mevsiminde görüldüğünü ve tinnitusun daha sık ilkbaharda olduğu gözlendi (p<0.001).
SONUÇ: Geriatrik yaş grubundaki araştırmalar sağlık hizmetlerinin planlanması için yararlıdır. Geriatrik yaş grubundaki hastaların artması ile bu hasta grubu ile ilgilenen KBB uzmanı ihtiyacı da artacaktır.
OBJECTIVE: This study aims to investigate the otorhinolaryngologic diagnostic characteristics of geriatric patients in terms of age, gender and the season of the year they were admitted in.
METHODS: A total of 2,938 geriatric patients admitted to our Otorhinolaryngology Clinic between January 2012 and June 2014 were included in this study. The patients’ charts were examined retrospectively to collect information concerning diagnosis, age, sex, and season at admission. Relationships between diagnoses and other characteristics were analyzed.
RESULTS: Of 2,938 patients, 1,516 were females (mean age, 73.1±7.0 years) and 1,422 were males (mean age, 72.4±6.6 years) (range for all patients, 65-102 years). While impacted cerumen was more frequent in men, dizziness was significantly more frequent in women. Comparison of the patients aged 75 years and below (67.2%) and over 75 years (32.8%) revealed that infection (p<0.001), dizziness (p=0.011), and pain (p=0.017), tinnitus (p<0.001) were more frequent in patients 75 years and below. Hearing loss (p<0.001) and impacted cerumen (p=0.014) were more frequent in patients over 75 years. There were no significant differences in the frequency of other diseases between the groups. Patients of infectious diseases were admitted more frequently in winter (33%) and spring (31%) (p<0.001 each) when infectious diseases are more frequent. Impacted cerumen was more frequent in spring and summer (p<0.001), rhinitis and hearing loss were more frequent in winter (p<0.001 and p<0.001, respectively), and tinnitus was more frequent in spring (p<0.001).
CONCLUSION: Studies on geriatric age group are useful for planning healthcare services. The need for the otolaryngologists who deal with geriatric age group will increase along with the increasing number of geriatric patients.

4.Evaluation of platelet indices in patients with deep neck space infection as a complication of acute tonsillitis
Adem Binnetoglu, Ali Cemal Yumuşakhuylu, Tekin Bağlam, Berat Demir, Fethullah Gerin, Murat Sarı
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.63139  Pages 179 - 184
AMAÇ: Bu çalışmada trombosit indekslerinin bademcik iltihabı sonrası derin boyun enfeksiyonu (DBE) tanımlamada yararlı olup olmadığı değerlendirildi.
YÖNTEMLER: Ağustos 2010 - Ocak 2014 tarihleri arasında bademcik iltihabı tanısı ile DBE olan ve olmayan Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’ne başvuran toplam 321 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastalara, DBE şüphesi olan durumlarda bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) de dahil olmak üzere, tam kulak-burun-boğaz muayenesi ve radyolojik görüntüleme çalışmaları yapıldı. Tüm bireylerin ortalama trombosit hacmi (OTH), trombosit dağılım genişliği (TDG) ve trombosit sayısı (PC) hesaplandı ve bademcik iltihabı sonrası DBE olan ile olmayan hastalar arasında karşılaştırıldı.
BULGULAR: Bademcik iltihabının DBE komplikasyonları ile ilgili olarak, hastaların 25’inde peritonsiller apse (%7.8), 11’inde parafarengeal apse (%3.4) ve altısında retrofarengeal apse (%1.9) vardı. OTH, TDG ve PC değerleri akut bademcik iltihabı ve DBE olan hastalarda belirgin olarak daha yüksekti (p<0.05). OTH, TDG ve PC için optimum eşik değerleri sırasıyla 8.75, 16.65, 278 ve 500 idi.
SONUÇ: Bu çalışma, akut bademcik iltihabının trombosit indeksleri ile DBE komplikasyonları arasındaki ilişkiyi değerlendiren ilk çalışmadır. Sonuçlarımız, OTH, TDG ve PC değerlerinin DBE tanısında potansiyel laboratuvar parametrelerini göstermektedir.
OBJECTIVE: This study aims to evaluate whether platelet indices are helpful to identify deep neck space infections (DNSIs) secondary to acute tonsillitis.
METHODS: A total of 321 patients diagnosed with acute tonsillitis with or without DNSI admitted to the Otolaryngology Department of Marmara University Pendik Training and Research Hospital between August 2010 and January 2014 were retrospectively reviewed. Patients underwent full otolaryngologic examination and radiological imaging studies including computed tomography (CT) or magnetic resonance imaging (MRI) in cases of suspected DNSI. Mean platelet volume (MPV), platelet distribution width (PDW), and platelet count (PC) were calculated in all subjects and these were compared between the patients with or without DNSI secondary to acute tonsillitis.
RESULTS: With respect to DNSI complications of tonsillitis, 25 of the patients had peritonsillar abscesses (7.8%), 11 had parapharyngeal abscesses (3.4%), and six had retropharyngeal abscesses (1.9%). The MPV, PDW, and PC values were significantly higher in patients with acute tonsillitis and DNSI (p<0.05). The optimum cut-off values for MPV, PDW, and PC were 8.75, 16.65, 278 and 500, respectively.
CONCLUSION: This study is the first to evaluate the relationship between platelet indices and DNSI complications of acute tonsillitis. Our results demonstrate that MPV, PDW, and PC values are potential laboratory parameters for diagnosing DNSIs.

5.Do the otorhinolaryngology specialization theses turn into publications?
Aslı Çakır Çetin, Cafer Boran, Taner Kemal Erdağ
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.71429  Pages 185 - 193
AMAÇ: Bu çalışmada Kulak Burun Boğaz (KBB) tezlerinde yayınlanma oranı ve bununla ilgili olası faktörlerin incelenmesi amaçlandı.
YÖNTEMLER: Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı internet veritabanı aracılığıyla, ülkemizdeki tıp fakülteleri ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinden, 2007 ile 2012 yılları arasında KBB Anabilim Dalı (AD), KBB Hastalıkları AD ve KBB ve Baş Boyun Cerrahisi AD adlı bilim dallarından sisteme girilmiş olan tıpta uzmanlık tezleri, yapıldıkları kurum, şehir, yazar cinsiyeti, yayınlanma durumu, yayına ait özellikler ve hekimlere ait diğer özellikler açısından incelendi.
BULGULAR: Toplam 368 KBB tezi konulara göre ele alındığında, 131 tez otoloji-nörootoloji, 113 tez rinoloji, 93 tez larengoloji-baş boyun cerrahisi ve 31 tez de pediatrik kulak burun boğaz hastalıkları kapsamındaydı. Türe göre 262 tez klinik ileriye dönük, 75 tez hayvan deneyi ve 31 tez de geriye dönük dosya taraması şeklinde idi. Konulara göre en fazla pediatrik KBB tezlerinin yayına dönüşmüş olduğu (%41) görüldü. Prospektif çalışmaların %37.3’ü, hayvan deneylerinin %37.7’si, geriye dönük araştırmaların ise %16’sının yayına dönüşmüş olduğu gözlendi. Ulusal yayınların 23’ü PubMed Central (PMC), 25’i Ulakbim ve üçü Science Citation Index (SCI)-Expanded; uluslararası yayınların ise yedisi PMC, 38’i SCI-Expanded ve 34’ü SCI dizinindeydi.
SONUÇ: Bu çalışmanın sonucunda 2007-2012 yılları arasında KBB uzmanlık tezlerinin yayına dönüşme oranı %35.6 olarak bulunmuştur.
OBJECTIVE: This study aims to investigate the publication rate of Otolaryngology theses and possible related factors affecting it.
METHODS: The otolaryngology theses that were submitted between 2007 and 2012 to the official website database of Presidency of the Council of Higher Education through the Department of Otolaryngology, Diseases of Otolaryngology, and Otolaryngology & Head and Neck Surgery of medical faculties in our country and the education and research hospitals affiliated to the Ministry of Health were evaluated for the institution, city, author gender, publication status, parameters about the published article and other characteristics of the physicians.
RESULTS: When the total of 368 theses were examined according to their topics, 131 were about otology-neurotology, 113 about rhinology, 93 about laryngology-head and neck surgery, and 31 about pediatric Otolaryngology. According to the genre of the theses, 262 were clinical prospective, 75 were animal experiments and 31 were retrospective file scanning. The highest publication rate of topics was in pediatric Otolaryngology (41%). We observed that the 37.3% of prospective studies, 37.7% of animal experiments and 16% of the retrospective theses were published. Concerning indexes, national publications included 23 PubMed Central (PMC), 25 Ulakbim, and three Science Citation Index (SCI)-Expanded; whereas international ones were comprised of seven PMC, 38 SCI-Expanded, and 34 SCI.
CONCLUSION: As a results of this study, we found the publication rate of Otolaryngology theses between 2007 and 2012 to be 35.6%.

CASE REPORTS
6.Bilateral intratonsillar abscess: A novel management approach to a rare condition
Hassan Mohammed, Daniel Scholfield, Michael Papesch
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.60465  Pages 194 - 197
İki taraflı intratonsiller apse, çok nadir görülen klinik bir durumdur. Kırk iki yaşında erkek hasta stridor, solunum güçlüğü, ağızdan salya akması, boğuk ses, ateş ve çene kitlenmesi ile başvurdu. Bilgisayarlı tomografide iki taraflı intratonsiller apse izlendi. Hasta geniş uçlu iğne aspirasyonu, intravenöz antibiyotik ve elektif tonsilektomi ile tedavi edildi. Sonuç olarak, iki taraflı intratonsiller apse tedavisinde iğne aspirasyonunun etkinliği gösterilmiştir.
Bilateral intratonsillar abscess is an extremely rare clinical condition. A 42-year-old male patient presented with stridor, difficulty in breathing, drooling saliva, muffled voice, fever, and trismus. Computed tomography showed bilateral intratonsillar abscess. The patient was treated with wide bore needle aspiration, intravenous antibiotics, and elective tonsillectomy. In conclusion, we demonstrate the effectiveness of needle aspiration in the management of bilateral intratonsillar abscess.

REVIEW
7.Phonemic analysis of Turkish monosyllabic word lists used for speech discrimination (word recognition) tests
Yusuf Kemal Kemaloğlu, Gurbet Şahin Kamışlı, Güven Mengü
doi: 10.5606/kbbihtisas.2017.06791  Pages 198 - 207
Amaç: Bu çalışmada daha önce yayınlanan Türkçe tek heceli kelime listeleri analiz edildi.
Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Cevanşir (1966/1967), Tan (1966), Cura (1967), Hacettepe (1969/1986), Akşit (1994) ve İzmir’in (2010) tek heceli kelime listeleri anlamsız kelimeler, tekrarlayan kelimeler, ünlü ve ünsüz dağılımı ve fonetik içerik açısından incelendi. Konuşmayı ayırt etme testinde kullanılan kelime listelerinin anlaşılabilirlik ve yapı bakımından benzer, fonetik/fonemik dengesi sağlanmış anlamlı, homojen ve tek heceli kelimelerden oluşması gerekmektedir.
Bulgular: Cevanşir listesinde altı anlamsız ve yedi iki heceli kelime bulunmaktaydı; Cura, Tan, İzmir ve Hacettepe listelerinde ise tekrarlanan kelimeler vardı. Listelerde genelde sessiz-sesli-sessiz (CVC) kelime yapısı olmakla birlikte, Cevanşir, Tan ve Hacettepe listelerinde diğer kelime yapıları (CV, VC, CVCC) da kullanılmaktaydı. Tüm listelerde benzer bir ünsüz içeriği vardı: /g/, /ʒ/ ve /ɣ/ en az sıklıkta, /s/, /t/ ve /r/ ise en çok kullanılan ünsüzlerdi. Ünlüler arasında /a/ en sık, /ɯ/ ve /oe/ en az kullanılanlardı.
Sonuç: Konuşma dili olarak Türkçenin fonetik veya fonemik dengesini ortaya koyan yayımlanmış bir çalışma olmamasına rağmen, yaklaşık 45 yıllık bir zaman diliminde farklı araştırmacılarca geliştirilen altı kelime listesinin oldukça benzer fonem içeriğinin olması dikkat çekicidir. Listeler arasında saptadığımız başlıca fark, kelime yapılarıyla ilgiliydi: bazı listelerde alt listelerin zorluk seviyesini etkileyebilecek farklı kelime yapıları bulunmaktaydı.
Objectives: This study aims to analyze previously published Turkish monosyllabic word lists.
Materials and Methods: In this study we analyzed the Cevanşir (1966/1967), Tan (1966), Cura (1967), Hacettepe (1969/1986), Akşit (1994) and Izmir (2010) lists for the number of meaningless words, duplications, order of the consonants and vowels and phonetic content. For the speech discrimination score test, the lists should be composed of meaningful homogeneous monosyllabic words with a phonetic/phonemic balance, which are similar in intelligibility and structure.
Results: We detected that the Cevanşir list included six meaningless and seven disyllabic words; while Cura, Tan, Izmir and Hacettepe lists had some duplication. Although consonant-vowel-consonant (CVC) was the major format used in the lists, other formats (CV, VC, CVCC) were also used in Cevanşir, Tan and Hacettepe lists. All lists had a similar consonant content: /g/, /ʒ/ and /ɣ/ presented the lowest frequency while /s/, /t/ and /r/ were the most common consonants. Among the vowels, /a/ was the most common one while /ɯ/ and /oe/ were the least common ones.
Conclusion: It is noteworthy that the six-word lists, developed by different researchers over a period of about 45 years, have very similar phonemic content, although there is no published study that reveals the phonetic or phonemic balance of Turkish as a spoken language. The major difference we noticed was about word structures; some lists included different word formats that could affect difficulty level of the sub-lists.

LookUs & Online Makale