E-ISSN 2602-4837
Tr-ENT: 24 (6)

Cilt: 24  Sayı: 6 - 2014

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
Hava yolu uyaranına karşı verilen yanıtta oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller: Sağlıklı erişkinlerde klinik uygulama
Ocular vestibular evoked myogenic potentials in response to air conducted stimuli: clinical application in healthy adults
Seyra Erbek, Evren Hızal, Selim Sermed Erbek, Levent Naci Özlüoğlu
PMID: 25547743  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.42027  Sayfalar 311 - 315
AMAÇ: Bu çalışmada sağlıklı erişkinlerde hava yolu uyaranına karşı verilen yanıtta oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller için normal değerler belirlendi.
YÖNTEMLER: Çalışmaya işitme sorunu olmayan 38 sağlıklı erişkin katılımcı dahil edildi. Tüm katılımcılara oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testleri yapıldı. Dalgaların latans ve amplitüd değerleri kayıt edildi.
BULGULAR: Ortalama N1 latansı 9.62±2.02 (4.30-16.00) msn. ve ortalama P1 latansı 14.90±2.33 (9.0-21.00) msn. idi. Ortalama amplitüd değeri 3.36±1.36 (1.06-8.48) µV idi. N1 ve P1 latansları ile yaş arasında pozitif bir ilişki vardı (N1 için r=242, p=0.0359; P1 için r=250, p=0.030).
SONUÇ: Oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller kolayca elde edilebilir ve vestibüler hastalıkların değerlendirilmesinde kullanılabilir. Ancak, sonuçların değerlendirilmesinde yaşın etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.
OBJECTIVE: This study aims to determine the normal values for ocular vestibular evoked myogenic potentials in response to air conducted stimuli in healthy adults.
METHODS: Thirty-six healthy adult participants with no ear complaints were enrolled. Ocular vestibular evoked myogenic potential tests were performed to all participants. Latency and amplitude values of the waves were recorded.
RESULTS: The mean N1 latency was 9.62±2.02 (4.30-16.00) msec and the mean P1 latency was 14.90±2.33 (9.0-21.00) msec. The mean amplitude was 3.36±1.36 (1.06-8.48) µV. There was a positive correlation between N1 and P1 latencies and age (r=242, p=0.0359 for N1; r=250, p=0.030 for P1).
CONCLUSION: Ocular vestibular evoked myogenic potentials can be obtained easily and can be used in the evaluation of vestibular disorders. However, the effect of age should be considered when interpreting results.

2.
Tükürük bezi kanserli olgularda ameliyat sonrası radyoterapi sonuçlarımız
Our results of postoperative radiation therapy in patients with salivary gland cancer
Candan Demiroz Abakay, Kadriye Şahintürk, Ali Türk, Lütfi Özkan, Afşin Özmen
PMID: 25547744  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.00344  Sayfalar 316 - 323
AMAÇ: Bu çalışmada ameliyat sonrası radyoterapi (RT) alan tükürük bezi tümörlü hastalarda tek merkez deneyimimiz değerlendirildi.
YÖNTEMLER: Ocak 1996 - Aralık 2011 tarihleri arasında ameliyat edilen ve adjuvan RT tedavisi için kliniğimize sevk edilen 34 tükürük bezi tümörlü hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Primer tümör veya lenfatiklerine 1.8-2 Gy/fraksiyonda medyan 60 Gy (54-70 Gy) dozunda RT uygulandı.
BULGULAR: Medyan izlem süresi 38 aydı (dağılım, 3-204 ay). Hastalık en sık 21 hastada (%62) parotis bezinde, bunu takiben 11 hastada submandibüler bezde (%24) ve iki hastada da minör tükürük bezinde (%9) gözlendi. Beş yıllık genel sağkalım (GSK) %49 (dağılım, 3-206 ay) ve hastalıksız sağkalım (HSK) %61 (dağılım, 1-173 ay) idi. Altı hastada (%18) lokal veya bölgesel nüks gelişirken 13 hastada (%38) uzak organ metastazı gelişti. Tümör çapının 4 cm’den büyük olması ve RT’ye altı haftadan geç başlanması GSK için (sırasıyla, p=0.023, p=0.039), metastatik lenf nodu varlığı ise HSK için kötü prognostik faktörlerdi (p=0.046). Ekstrakapsüler tutulum varlığı HSK ve GSK’yi anlamlı düzeyde kısaltırken (sırasıyla, p=0.022, p=0.050), genel RT süresinin yalnızca HSK’yi etkilediği gözlendi (p=0.046).
SONUÇ: Tükürük bezi tümörü nedeniyle ameliyat edilen yüksek riskli hastalarda adjuvan RT’yi önermekteyiz.
OBJECTIVE: This study aims to evaluate our single center experience in patients with a salivary gland tumor receiving postoperative radiation therapy (RT).
METHODS: Between January 1996 and December 2011, the records of 34 salivary gland tumor patients who were operated and referred to our clinic for adjuvant RT were retrospectively analyzed. Radiation therapy was applied to the primary tumor and lymphatics at a median dose of 60 Gy (54 to 60 Gy) with 1.8-2 Gy/fraction.
RESULTS: The median follow-up was 38 months (range, 3 to 204 months). The most common site of involvement was the parotid gland in 21 patients (62%), followed by the submandibulary gland in 11 patients (%24) and minor salivary gland in two patients (9%). Five-year overall survival (OS) was 49% (range, 3 to 206 months) and disease free survival (DFS) was 61% (range, 1 to 173 months). Six patients had local or regional recurrences (18%), while 13 patients (38%) had distant metastasis. A tumor size larger than 4 cm, over six weeks referral time to RT, and existence of metastatic lymph node were found to be poor prognostic factors for OS (p=0.023, p=0.039, respectively), and DFS (p=0.046). While extracapsulary involvement significantly reduced the DFS and OS (p=0.022, p=0.050, respectively), overall RT time affected DFS alone (p=0.046).
CONCLUSION: We recommend adjuvant RT in high-risk patients operated due to a salivary gland tumor.

3.
Müzik bölümü giriş sınavında başarılı olan öğrencilerin fonotogram (Voice Range Profile) ile değerlendirilmesi
Evaluation of music department students who passed the entrance exam with phonetogram (Voice Range Profile)
Çağıl Gökdoğan, Ozan Gökdoğan, Esra Şahin, Metin Yılmaz
PMID: 25547745  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.09068  Sayfalar 324 - 329
AMAÇ: Bu çalışmada, müzik bölümü giriş sınavında başarılı olan öğrencilerin fonotogram verileri değerlendirildi.
YÖNTEMLER: İyi kaliteli ses olarak belirtilen 44 müzik bölümü öğrencisinin fonotogram verileri, herhangi bir müzik eğitimi almamış veya amatör olarak müzikle uğraşmamış aynı yaş grubundaki bireyler ile karşılaştırıldı. Ses kayıtları için Kay Elemetrics CSL (Model 4300 B) programında yer alan voice range profile kullanıldı.
BULGULAR: Voice range profile parametrelerinde max Fo, Fo range, Fo range (St), min dB SPL ve max dB sound pressure level değerleri arasında anlamlı bir farklılık belirlendi (p<0.05).
SONUÇ: Çalışma bulgularımız müzik bölümü öğrencilerinin ses aralıklarının kontrol grubuna kıyasla daha fazla bulunduğunu ve bölüme alınmalarında önemli bir rolü olduğunu göstermektedir.
OBJECTIVE: This study aims to evaluate phonetogram data of the students in the department of music who passed the entrance exam.
METHODS: The phonetogram data of 44 individuals with a good voice quality in the department of music and age-matched individuals who were not trained in the field of music or not involved in music amateurish as the control group were compared. The voice of both groups were recorded using the voice range profile within the scope of Kay Elemetrics CSL (Model 4300 B) programmed.
RESULTS: There was a significant difference in the voice range profile parameters including max Fo, Fo range, Fo range (St), min dB SPL, and max dB sound pressure level (p<0.05).
CONCLUSION: Our study results suggest that the voice interval of the department of music is higher than the control group and that plays a major role in their acceptance to the department of music.

4.
Kronik otitis media tedavisinde transkanal endoskopik timpanoplasti
Transcanal endoscopic tympanoplasty in the treatment of chronic otitis media
Özgür Sürmelioğlu, Süleyman Özdemir, Özgür Tarkan, Ülkü Tuncer
PMID: 25547746  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.93270  Sayfalar 330 - 333
AMAÇ: Bu çalışmada endoskopik transkanal timpanoplasti uygulanan kronik otitis medialı hastalarda ameliyat sonrası erken dönem komplikasyon ve işitme sonuçları bildirildi.
YÖNTEMLER: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı’nda Aralık 2012 - Ocak 2014 tarihleri arasında kronik otitis media tanısı ile endoskopik transkanal timpanoplasti uygulanan 24 hasta (6 erkek, 18 kadın; ort. yaş 25.9 yıl, dağılım 9-46 yıl) çalışmaya dahil edildi. Ameliyat sonrası dönemdeki komplikasyon oranları, greft başarısı ve işitme sonuçları (hava-kemik aralığı ortalaması) değerlendirildi.
BULGULAR: Ameliyat öncesi hava kemik aralığı ortalaması 25.1 dB iken, ameliyat sonrası hava kemik aralığı ortalaması 20.3 dB olarak bulundu. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi 24 saat idi. Hastaların birinde reperforasyon, birinde de anteriyor kadranda medializasyon saptandı. Ortalama takip süresi 7.3 ay idi.
SONUÇ: Endoskopik transkanal timpanoplasti kolay uygulanabilen ve zor olgularda başarılı sonuçlar verebilen ucuz ve güvenilir bir yöntemdir.
OBJECTIVE: This study aims to report early postoperative complications and hearing results in patients with chronic otitis media undergoing endoscopic transcanal tympanoplasty.
METHODS: Twenty-four patients (6 males, 18 females; mean age 25.9 years; range 9 to 46 years) who were operated with endoscopic transcanal tympanoplasty in the Department of Otorhinolaryngology, Faculty of Medicine, Çukurova University between December 2012 and January 2014 were included. Postoperative complication rates, graft success, and hearing outcomes (mean air-bone gap) were evaluated.
RESULTS: The mean preoperative air bone gap was found 25.1 dB and the mean postoperative air bone gap was found 20.3 dB. Postoperative duration of hospital was 24 hours. Reperforation was seen in one patient and medialization of the anterior quadrant of the graft was seen in one patient. The mean follow time was 7.3 months.
CONCLUSION: Endoscopic transcanal tympanoplasty can be easily applied, cheap and safe method and can be given successful results in challenging cases.

5.
İşitme kaybı olmayan çocuklarda adenoid hipertrofisinin timpanometrik bulgulara etkisi
The effect of adenoid hypertrophy on tympanometric findings in children without hearing loss
Ceren Günel, Barış Ermişler, H.sema Başak
PMID: 25547747  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.50024  Sayfalar 334 - 338
AMAÇ: Bu çalışmada adenoid hipertrofisinin orta kulak basıncı üzerine etkisi ve ailesel işitme kaybı şüphesi olmayan çocuklarda, timpanogramın efüzyonlu otitis mediada tanısal etkinliğinin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Adenoidektomi ameliyatı yapılan 56 çocuk (26 erkek, 30 kız; ort. yaş 5.9±2.2 yıl; dağılım, 3-12 yıl) otoskopi, nazal endoskopi ve timpanometre kullanılarak analiz edildi (adenoidektomiden 1 hafta önce ve 3 ay sonra).
BULGULAR: Adenoidektomi öncesi ortalama negatif orta kulak basıncı adenoidektomi sonrasına göre anlamlı derecede yüksekti (p=0.045). Yüz on iki kulağın 13’ünde ameliyat öncesi tip B timpanogram saptandı. Kulakların %17.9’unda (n=20) efüzyonlu otitis media miringotomi ile doğrulandı.
SONUÇ: Çalışma bulgularımız adenoid hipertrofisinin artmış negatif orta kulak basıncı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Çocuklara ve ailede işitme kaybı olmayan çocuklara dahi, adenoidektomi öncesinde orta kulak muayenesi ve timpanometri yapılmasının gerekli olduğu kanısındayız.
OBJECTIVE: This study aims to investigate the effects of adenoid hypertrophy on negative middle ear pressure and diagnostic efficiency of tympanogram in the detection of otitis media with effusion in children without parental suspicion of hearing loss.
METHODS: Fifty six children (26 boys, 30 girls; mean age 5.9±2.2 years; range, 3 to 12 years) who underwent adenoidectomy were analyzed using otoscopy, nasal endoscopy, and tympanometry (before 1 week and 3 months after adenoidectomy).
RESULTS: The median negative middle ear pressure before the adenoidectomy was significantly higher from after adenoidectomy (p=0.045). Type B tympanogram were detected in 13 of the 112 ears preoperatively. About 17.9% (n=20) of the ears with otitis media with effusion were confirmed by myringotomy.
CONCLUSION: Our study findings suggest that the adenoid hyperthrophy is associated with increased negative pressure in the middle ear. We believe that it is necessary to perform the middle ear examination and tympanometry in children before adenoidectomy and in children without parental suspicion of hearing loss, even.

6.
Total larenjektomi sonrası ses restorasyonu için provox 2 kullanımı
Provox 2 use for voice restoration after total laryngectomy
Caner Kılıç, Ümit Tunçel, Ela Cömert
PMID: 25547748  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.63497  Sayfalar 339 - 343
AMAÇ: Bu çalışmada konuşma rehabilitasyonu için provox 2 ses protezi kullandığımız hastaların protezleri ile ilgili karşılaştığı sorunlar ve bu hastaların yaşam kalitesini artırmak için uyguladığımız tedavi yöntemleri belirlendi.
YÖNTEMLER: Total larenjektomi yapılan, ses restorasyonu için Provox 2 ses protezi takılıp, değişimi yapılan toplam 210 hasta (180 erkek, 30 kadın; ort. yaş 58±11.9 yıl; dağılım 37-83 yıl) çalışmaya alındı. Hastaların ses restorasyonu için, primer (ameliyat sırası) ve sekonder (ameliyat sonrası) trakeözofageal fistül açıldı. Ameliyat sonrası 15. günde Provox 2 ses protezleri, trakeostomanın yaklaşık 0.5 cm inferior ve orta hattaki fistül hattına yerleştirildi. Hastalarla konuşma egzersizleri yapıldı.
BULGULAR: Protez değişim süresi ortalama 7.5 ay (dağılım 1- 48 ay) idi. Ses protezi takılan hastaların 141’inde (%66) mantar kolonizasyonu saptandı. Otuzunda (%14) ses protezi etrafında granülasyon dokusu gelişti, üçü (%1) ses protezini yuttu, ikisinin (%1) trakeoözofageal fistül genişliği kalıcı oldu ve bu hastalar için ses protezi kullanımından vazgeçildi. Bir hastada da (%1) mediastinit gelişti.
SONUÇ: Komplikasyonlara rağmen yüksek konuşma başarısı ve bu komplikasyonlarla mücadelenin kolay olması gibi nedenlerden dolayı ses restorasyonu için provox ses protezi kullanmak etkili bir yöntemdir.
OBJECTIVE: This study aims to determine the problems of patients applied provox 2 voice prosthesis for speech rehabilitation with their prosthesis and our treatment modalities to increase the quality of life of these patients.
METHODS: A total of 210 patients (180 males, 30 females; mean age 58±11.9 years; range 37 to 83 years) who underwent total laryngectomy, applied and changed Provox 2 voice prosthesis for voice restoration were included in the study. For speech restoration of the patients with a primary (intraoperative) and secondary (postoperative) tracheaesophageal fistula was opened. In the 15th postoperative day, Provox 2 voice prosthesis was placed to approximately 0.5 cm inferior and midline fistula line of the tracheostoma. The patients underwent speech exercises.
RESULTS: The mean change time of prosthesis was 7.5 months (range 1 to 48 months). Fungal colonization was detected in 141 patients (66%) who had voice prostheses. Granulation tissue developed around the voice prosthesis in 30 patients (14%), three patients (1%) swallowed their voice prosthesis, tracheoesophageal fistula width remained permanently in two patients (1%), and these patients were abandoned to use their voice prosthesis. Mediastinitis occurred in one patient (1%).
CONCLUSION: Due to several reasons such as success of high speech despite of complications and being easy to fight with these complications, provox voice prosthesis is an effective method to use for voice restoration.

OLGU SUNUMU
7.
Radyoterapinin nadir bir geç komplikasyonu: İki taraflı reküren larengeal sinir paralizisi
A rare late complication of radiation therapy: bilaterally recurrent laryngeal nerve paralysis
Bora Başaran, Selin Ünsaler, K. Serkan Orhan, Ö. Erkan Kıyak
PMID: 25547749  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.06926  Sayfalar 344 - 348
Radyoterapiye bağlı periferik nöropati, radyoterapinin geç komplikasyonları içinde en az bilineni ve belki de en korkutucu olanıdır. Hastalık remisyonundan yıllar sonra ortaya çıkması ve çoğu zaman klinik tablonun geri dönüşsüz olması, kanser ile mücadelede başarılı olmuş hastalarda morbiditeyi önemli düzeyde artırmakta ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu yazıda, T1b evreli glottik larenks kanseri nedeniyle primer radyoterapi gördükten sekiz yıl sonra iki taraflı reküren larengeal sinir paralizisi gelişen ve transvers lazer kordotomi ile tedavi edilen 39 yaşında bir erkek hasta sunuldu.
Peripheral neuropathy is a late complication of radiation therapy, which is least and probably threatening. As it occurs many years after the remission is achieved with a usually irreversible clinical presentation, it significantly increases morbidity in cancer survivors and has an adverse effect on the quality of life. In this article, we report a 39-year-old male patient of bilateral recurrent laryngeal nerve paralysis which developed eight years after the treatment of stage T1b glottic laryngeal carcinoma with primary radiation therapy and was treated by transverse laser cordotomy.

8.
İki taraflı frontal sinüs kaynaklı inverted papillom
Bilateral inverted papilloma originating from the frontal sinus
İbrahim Gürkan Keskin, Murat Topdağ, Kadri İla, Deniz Özlem Topdağ, Murat Öztürk
PMID: 25547750  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.01328  Sayfalar 349 - 353
İnverted papillom, yüksek nüks oranı, lokal agresiflik ve malignite potasiyeli ile karakterize benign bir tümördür. En sık başvuru yakınması burun tıkanıklığıdır. İki taraflı frontal sinüsü tutan inverted papillom son derece nadirdir. Bu makalede, iki taraflı frontal sinüsü tutan inverted papillomu olan ve endoskopik cerrahi ile çıkarılan 64 yaşında bir erkek olgu sunuldu.
Inverted papilloma is a benign neoplasm characterized by its high rate of recurrence, local aggressiveness, and malignancy potential. Nasal obstruction is the most frequent presenting complaint. Bilateral inverted papillom involving both sides of the frontal sinus is extremely rare. Herein, we present a 64-year-old male case with a bilateral inverted papilloma involving the frontal sinus which was removed by an endoscopic surgery.

9.
Sfenoid sinüs yokluğu
Sphenoid sinus agenesis
Serdar Baylançiçek, Mehmet Erdem Yıldız, Mehmet Emre Üstündağ
PMID: 25547751  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.56255  Sayfalar 354 - 356
Paranazal sinüslerin yokluğu, çoğunlukla frontal ve maksiller sinüslerde görülen seyrek bir bulgudur. Sfenoid sinüs yokluğu çok nadir görülen bir durumdur. Bu yazıda, herhangi bir iskelet ya da kraniyal anomalisi olmayan, burun tıkanıklığı ve baş ağrısı ile başvuran 18 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Aksiyel, koronal ve sagital planda çekilen bilgisayarlı tomografide sfenoid sinüs yokluğu saptandı. Cerrahların, özellikle transsfenoidal hipofizektomi ve endoskopik sinüs cerrahisi planlanan hastalarda, sfenoid sinüs yokluğu durumundan haberdar olmaları gereklidir.
Agenesis of paranasal sinuses is an uncommon finding mainly seen in the frontal and maxillary sinuses. Agenesis of sphenoid sinuses is an extremely rare condition. In this article, we present an 18-year-old female patient suffering from headache and nasal obstruction without any skeletal or cranial anomalies. Axial, coronal and sagittal computed tomography revealed absent sphenoid sinuses. Surgeons should be aware of sphenoid sinus agenesis, when transsphenoidal hypophysectomy and endoscopic sinus surgery are scheduled, in particular.

10.
Bifid alt konka: İki olgu sunumu
Bifid inferior turbinate: a report of two cases
Mahmut Sinan Yılmaz, Mehmet Güven, Öznur Akidil, Gürkan Kayabaşoğlu
PMID: 25547752  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.65624  Sayfalar 357 - 360
Nazal konkalar, dış burun duvarından burun boşluğuna doğru uzanan fonksiyonel olarak önemli yapılardır. Dış burun duvarı anomalileri genellikle tesadüfen saptanan asemptomatik lezyonlardır. En sık görülen dış burun duvarı varyasyonu, konka pnömotizasyonudur. Paranazal yapıların anatomik varyasyonları, burun içi yön bulma işaretlerinin karıştırılmasına neden olabilir. Bu da endoskopik sinüs cerrahisinde zorluklara neden olmaktadır. Bifid alt konka çok nadir görülen bir durumdur. Bu yazıda, iki bifid alt konka olgusu sunuldu. Bu varyasyon nadir bir burun tıkanıklığı nedeni olarak akılda tutulmalıdır.
Nasal turbinates are functionally important structures which extend from the lateral nasal walls to the nasal cavity. Lateral nasal wall anomalies are usually asymptomatic lesions which are incidentally detected. The most common variation of the lateral nasal wall is the pneumatizations of turbinates. Anatomical variations of paranasal structures may present confusing intranasal landmarks. This may cause challenges in endoscopic sinus surgery. Bifid inferior turbinate is an extremely rare condition. In this article, we present two cases with bifid inferior turbinate. This variation should be kept in mind as a rare cause of nasal obstruction.

11.
Nazal vestibülde anjiokeratom: Olgu sunumu
Angiokeratoma of the nasal vestibule: a case report
Murat Öztürk, Selvet Erdoğan, Ahmet Kara, Fatih Sarı
PMID: 25547753  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.75983  Sayfalar 361 - 363
Anjiokeratomlar derinin dermisinde genişlemiş venlerin oluşturduğu benign mukokütanöz lezyonlardır. Anjiokeratomlar sistemik bir hastalığın parçası olabileceği gibi, bunların diğer vasküler lezyonlardan ayırt edilmeleri önemlidir. Bu yazıda nadir bir nazal vestibül anjiokeratomu olgusu sunuldu. Bildiğimiz kadarıyla bu olgu literatürdeki ilk nazal anjiokeratom olgusudur. Bu olgunun tanısal ve tedavi özellikleri ve anjiokeratomun Fabry hastalığı gibi sistemik hastalıklarla birlikteliği tartışıldı.
Angiokeratomas are benign mucocutaneous lesions which are composed of enlarged veins in the dermis of the skin. Although angiokeratomas may be part of a systemic disease, it is important to distinguish them from other vascular lesions. In this report, we present a rare case of angiokeratoma of the nasal vestibule. To our knowledge, this is the first nasal angiokeratoma case in the literature. The diagnostic and treatment features of this case and the association of angiokeratoma with systemic diseases like Fabry disease were discussed.

12.
Nazoorofarenks ve larenksi tutan nazal tip doğal katil T hücreli lenfoma
Nasal type natural killer T-cell lymphoma involving nasooropharynx and larynx
Serap Köybaşı, Sinan Seyhan, Yusuf Özgür Biçer, Ayşegül Üner, Aysun Yeşilırmak
PMID: 25547754  doi: 10.5606/kbbihtisas.2014.86619  Sayfalar 364 - 367
Lenfoma, baş boyun bölgesini tutan yassı hücreli olmayan malign tümörlerden biridir. Bu bölgedeki lenfomalar çoğunlukla B hücre tipi kaynaklıdır ve genellikle Waldeyer halkasında görülür. Bu yazıda, nazo-orofarenksten larenkse uzanan primer nazal tip doğal katil T hücreli lenfoma tanılı 45 yaşında bir kadın olgu sunuldu. Nadir görülen bu olgu, kötü prognoza sahiptir.
Lymphoma is one of the malignant non-squamous tumors involving the head and neck. Lymphomas in this region are mostly B-cell type in origin and usually seen in Waldeyer’s ring. In this article, we report a 45-year-old female case of primary natural killer T cell lymphoma-nasal type involving the nasooropharynx and larynx. This is a very rare entity with poor prognosis.

LookUs & Online Makale